‘Yazılarım’ Kategorisi Arşivi

Herşey Elinizde..

Çarşamba, Kasım 18th, 2009

Yeniden Merhaba,

Uzun zamandır yazmamış olmanın iyi bir tarafı varsa, o da anlatacak çok şeyinizin olmasıdır herhalde tabi anlatmak istiyorsanız. Bugünlerde gündem epey hareketli domuz gribi, siyaset gündemi, açılımlar, doğalgaz zammı, askerin karşı duruşu, bunlar gibi konuşacak anlatacak birdolu şey var. Açıkcası şuan içlerinde benim için en önemli olanı domuz gribi, hakikaten gün geçtikte insanı biraz daha korkutan bir illet oldu bu yıl. Umarım en az hasarla atlatır bunu tüm dünya insanı. Televizyonlarda, yazılı basında birsürü uyarı var korunma kollama adına, bunları elbette yerine getirmeye çalışmalıyız fakat bence bizi koruyacak olanların en önemlisi iyi yani, kaliteli beslenme. Bağışıklık sistemimizi ne kadar güçlü tutabilirsek o kadar iyi savaşırız bu durumla. En nihayetinde korkmak panik olmak faydalı olmayacağı gibi yaşam kalitemizinde zedelenmesine sebep olacaktır.. Hem ne diyorlar secret.. :) Pozitif olun iyiyi düşünün öyle olsun.. Hem düşünün hem öyle olması için birşeyler yapın.. Özellikle bu aralar sebze ağırıklı beslenin, satın alırken olabildiğince güveninizi kazanmış doğal üretilmiş sebzeleri seçmeye çalışın. C vitamini alın, fazla meyve tüketemiyorsunuz doktora danışıp vitamin ilaçları almaya özen gösterin. Kendinizi üşütüp gribi çağırmayın, banyolarınızı akşamları eve döndüğünüzde yapıp saçlarınızı iyice kurutun. Temizliğinize dikkat edin. Spor yapabiliyorsanız spor yapın, yapamıyorsanız hiç olmadı merdiven inip çıkın.. :) Hareket edin, bereket gelsin.. Dedikleri gibi herşey elinizde.. Kendinize dikkat edin..

Mehtap. 

Nane ve Maydanoz

Salı, Mayıs 13th, 2008

Kendi ellerimlerimle yetiştirdim.. :)  

nane.jpg

NANE: Hazmı kolaylaştırır. Gaz söktürür. Karaciğer yetersizliğini giderir. Safra akışını düzenler. Mide ağrılarını keser. Bağırsak spazmını giderir. Nefes almayı kolaylaştırır. Astım, grip, bronşit ve öksürükte faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Sükunet verir. Heyecanları ve korkuyu yatıştırır. Kusmaları önler.

Migren, uykusuzluk ve baş dönmelerinde faydalıdır. El ayak titremesi, dil tutukluğu, felç ve uykusuzlukta kullanılır. Kalbi kuvvetlendirir. Sinirsel kalp çarpıntılarını keser. Anne sütünü artırır.

maydanoz.jpg

MAYDANOZ: Maydanoz, halk arasında mide bulantısını giderici, böbrek taşlarını düşürücü, kansızlıkta, halsizlikte, bağırsakların çalışmasında, diş etleri kanamasının önlenmesinde, yaraların kapanmasında, romatizmada yararlı olarak bilinir. Maydanoz C vitamini ve güçlendirici etkinlik yönünden çok zengin bir bitkidir. İştah açar, ter çıkartır, ateş düşürür. Kadınların düzensiz adet görmelerini yoluna sokar ve organizmayı zehirlerden arındırır. Bu yüzden maydanoz karaciğer hastalıklarına, sarılığa, egzamalara, selülite, romatizmaya, gut hastalığına ve idrar yolları taşlarına karşı tavsiye edilir. Maydanoz, C vitamini, E vitamini, B grubu vitaminlerden folik asit, A vitamininin öncüsü karolenoidlerden çok zengindir. Taze yenen 8-10 dal (20 gram kadar) maydanoz, yetişkin insanın günlük C vitamini ihtiyacının yarısını karşılayabilir.

Pişirirken Pişmeyin..

Cumartesi, Şubat 16th, 2008

Ortalama bir evde pişen yemekler yılda yarım ton sera gazı üretecek kadar enerji harcar. Kaynatılan her 4 litre su, yarım kilo salıma yol acar. Yemek pişirirken enerji kullanımını en aza indirin: Sıcak suyu yeniden kullanın, tencere kapaklarını kapatın, yemeği kaynatmak yerine kaynama altı sıcaklığında pişirin, fırını önceden ısıtmayın. Mutfak cihazları için standart bir enerji kullanımı ölçüsü yoktur, ama geleneksel bir fırın, mikrodalga ile çalışan bir fırından üçte bir kadar daha fazla sera gazı salımına neden olur; elektrikli ocak, gazlı ocak veya mikrodalga fırının iki katı salım üretir ve daha büyük cihazlar, daha küçük olanlar kadar randımanlı değildir. Mümkün olduğunca mikrodalga veya gazla çalışan fırın kullanın karbon salımını azaltın, elektrik faturalarınız hafiflesin..

Bu yazı ”National Geographic dergisi eki dünyayı kurtarmak için ” den alıntıdır..

Geri Dönüşüm..

Çarşamba, Şubat 6th, 2008

Tüketim toplumunun bir parçası olmuş sayıyorum kendimi diğerleri gibi. Artık sürekil yok eden, sadece alan ve değerlendirmeyen insanlar haline geldik. Artık en önemli şeyin şöhret ve zenginlik olduğunu empoze etmeye çalışan bir kültür edindik kendimize. Ne acı değil mi?

Oysa ki bu yeryüzüne ait olan biziz, o bize değil! Her geri dönüş aslında özümüze, kendimize dönüş mutsuzluğa değil.

Bakın etrafınıza, sizce kimlerdir en mutlu insanlar? Kimler tüketerek daha mutlu oluyor? Benim gördüğüm gerçek mutlulukların sahipleri başkalarına yardım ederek yaşadıkları çevreye-topluma katkıda bulunan insanlar. Birşeyler tüketmekle değil elindekini azaltarak-yeniden kullanarak doyuma eren insanlar…

Hepimiz biliyoruz ki, mutlu ve daha sağlıklı bir yaşam için dünyayı iyileştirmek sadece geri dönüşüm ile mümkün.

Mevsim Sağlığı..

Pazartesi, Ocak 28th, 2008

Hava durum raporları bugün ve yarın için kar geleceğini belirtiyor ama ben pek emin değilim zira hava yağmurlu.. İstanbul için çok geç kaldı bence çünki, Kar’ı özledik birçoğumuz.. Şöyle beyazların altına gizlenmiş manzarasına bakarak sıcak bir çay-kahve içme özlemi duyuyoruz.. Bu vesile ile, kış mevsiminin sağlıklı-korunmalı geçmesini dileyen ve isteyenler için bahsetmek istediğim birkaç şey var;

Gıda alımlarınızı mevsimlere göre yapmanız vicudun direncini koruması gerçekten çok önemli.. Bilindiği üzere kışın vicut direnci düşüşe geçer, bu nedenle direnci artıracak yiyeceklerin tüketilmesi gerekir. Sebzeler bunun için birebir. Karnıbahar, Lahana, Pırasa, Ispanak, Enginar, Soğan, Sarımsak, Pazı, Brokoli… Özellikle bu aylarda Pırasa, Lahana, Turp, Roka, Kestane, Soğan tüketmeniz hastalıklara karşı savunma mekanizmasını kuvvetlendirecektir. Ayrıca sebzelerdeki posalar bağırsak işlevinde yardımcı rol oynuyor ve tok kalmamızı sağlıyor bu da gözönünde bulundurulması gereken bir konu.. Vicutta depolanmayan C vitamini ise bağışıklık sistemimiz için çok önemli olduğundan her gün alınması gerekiyor. Maydonoz, Kırmızıbiber, Pırasa, Ispanak C vitamini açısından zengin sebzeler.. Ve tabi mevsim meyvleri..

Dikkate alınması gerektiğini düşünüyor, sağlıklı günler diliyorum.. ;)

Erguvan Zamanı..

Çarşamba, Mayıs 2nd, 2007

Sokak aralığındaki erguvan ağacının çiçeklendiğini gördüğümde durup bakakaldım dün.

Neden bilmiyorum şaşırmış hissettim kendimi. 1 Mayıs kargaşası, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Akp kararları unutturmuştu erguvan ayını bana..

Bir kenarda durup, doğru zamanda gelmeyi bekleyen güzellikler vardır hani, onlardan biri gibi çıktı karşıma.

Fuzuli boşa ”bencilliğim erguvanda, yalnız bahar diyecek kadar” dememiş olsa gerek. Ve İstanbul’da rengini erguvandan almış olsa gerek..

Yazık ki, gelecek kaygısı-bugün sıkıntısı unutturdu bize boğazın bu güzel süsünü. Ana vatanı Filistin olsa da, günbatımında deniz ve gök erguvan rengine büründüğü vakit İstanbul sahiplenir oldu kendisini.

İstanbul’ a yakışan gerçek bir rüya erguvan benim için, bu zevke ortak olmak isteyenlere, Sultanahmet Yerebatan Sarnıcı üzerindeki parkta bulunan meşhur ağacı öneririm.

Gidip görün, içinize çekin, yenilenin.. Süheyl Ünver gibi düşünenler ise, erguvan şerefine bir boğaz turu yapsın derim.

( ”Erguvanı Boğaz’da vapurdan görmeli. Karadan geçip gitmek hem Boğaz’a hem erguvanlara hakaret” )

Malum, uzun kalmaz erguvan çiçekleri dallarda..

Bana Peynirini Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim..

Cuma, Nisan 20th, 2007

Dünya genelinde 2 bin ile 4 bin arasında peynir çeşidi olduğu tahmin ediliyormuş bir internet sitesinin haberine göre. Ne yalan söyleyeyim peynirin bu kadar çeşide sahip olacağını geçirmezdim aklımın ucundan. Bir peynir sever olmama rağmen peynir kültürü gelişmemiş biri olarak da, şaşırmamam gerektiğini 190 küsür peynir çeşidi olan bir ülkede yaşıyor olmama bağlamam lazım herhalde..

Ama kabahat bende mi? Tabiki hayır.. Evvelden çeşit mi vardı sanki, İstanbul çocuğu olduğumuzdan annemiz babamız elimize 3 kuruş sıkıştırıp ”koş bakkaldan kalvaltılık-böreklik peynir al gel” derdi yalnızca..

Kaşar peynirini bile aklımızın erdiği ramazan aylarında sucuk kombinasyonu ile tanımıştık.

Sonra sonra eski kaşar çeşitlemesi ile arz olunduk ama o da pek uğramazdı bizim malikaneye.. ( Geçim derdi malum. ) Devir değişti şimdi, de biz geridelerdeyiz hala anladığım kadarı ile..

Şöyle ki, bizlerin yıllık peynir tüketimi birey başına 2-2,5 Kg iken Almanlar da 19, Fransızlar da ise 23 Kg imiş. ”Vallahi tebrikler..” diyeceğim de içim el vermiyor, çok ciddiyim.. Belli bunların tipinden zaten, sakın neresinden belli diye sormayın uzun iş anlatamam şimdi.

Hem izleyen-bilen bilir, hafta sonları e2 de yayınlanan Rachael Ray Show da avuç avuç peynirleri saçıp duruyor o güleç yüzlü kadın.. ”Eveeet, şimdi biraz permesan peyniri ilave ediyoruz ”, ” Mozzarella peyniri çok yakışır bu çorbaya..” şak şak şak.. diye hareretli hararetli anlatıyor ya vallahi ağzım açık kalıyor..

”Anaa o ne ki, nasıl birşeymiş baksana be, rengide bir değişik..” deyip kapanışı yapıyoruz ev halkı ile.. Bizimkiler de yapsa ya peynir kullanımını teşvik eden programlar. Misal _isimleri tuhaf olsada_ ” bu erişte kelle peynirsiz yenmez..”, ”kesme çorbasına şakak peyniri pek yakışır..” gibi şeyler duymaya ihtiyacımız vardır belki ülke olarak.

Belki bizde güleç insanlar oluruz herşeye rağmen ne malum..

Biliyorum bir peynirden çok şey bekliyorum ama elimdekileri tüketmeye başladım idare ediverin.

Yada şöyle yapalım; bana peynirinizin ne olduğunu söyleyin, size kim olduğunuzu söyleyeyim..

Doğallığın Stilize Evrimi..

Çarşamba, Nisan 11th, 2007

Yazılanlardan okuyoruz, gün geçtikçe çoğalıyor estetik sektörüne bağlı kurum ve kuruluşlar.

40 dakika da 900 gram yağ verdiren yöntemler mi dersiniz, bilmem kaç yaş genç görünmenizi sağlayan gerdirme operasyonları mı ?

Daha neler neler..

Anlaşıldığı üzere doğallığı stilize etme çalışmaları almış yürümüş bu piyasada..

Yahu iyi güzelde, nasıl iş bu? Kaza geçirdin de burnun mu kırıldı, doğuştan hayati tehlike arz eden yada yaşamını zorlaştıran fiziksel sorunun mu var ki kuyruk oluşturuyorsun cerrah kapısında..

Hiç anlamıyorum, hangi akıl vicut dengesini bozmak pahasına ayaklarının küçük görünmesini istediği için kestirir parmaklarını?

Düzene bak!..

Sosyete aynını yaptırmak için inci gibi diziliyormuş ya sıraya ondandır herhal, gözümüze sokuyorlar ya ekranda oralarını buralarını..

Acaba yaşlıların torunlarına güzel görünmek için bıçak altına yattığı fikri doğru mu? Yoksa biri, güzel bulduğu bir diğerine benzemek mi istiyor?

İkisi de olabilir ama bence en önemlisi, gençlerin kendini cinsel obje olarak görme yaşının gittikçe düşüyor olması.

Bunun ne demek olduğu konusunda bir fikri vardır herkesin umuyorum. Umuyorum çünki, yoksa bile olmalı bir fikrimiz zira işin içinde gençlerin kimliklerini cinsellikle kazanması var, ne acı..

Kaşıyla gözüyle uğraşan boşluktaki çaresiz (!) vatandaş narsizme yatırıyor varlığını, kendini ifade edecek kalıcı düşünce bulamayanlar göründükleri kadar varolduklarını zannediyorlar yalnızca..

Eğer toplum 30-40 yıl öncesinin heyecanla koşan gençlerine doğru karşılığı verebilseydi, bugün çerçevesini düzelmeye çalışan gençler çevresini düzeltiyor olacaktı..

Kırık Cam Teorisi Üzerine..

Salı, Nisan 10th, 2007

Amerika’ nın şehir merkezindeki bazı binaların iyi bazılarının harabe durumunda olmasının gerekçesini bulabilmek için bir kaç araştırma yapmış Amerikan hükümeti vaktin birinde. Bu araştırma sonunda ilginç bir tetiklemenin olduğu ortaya çıkmış. Sizce bir bina nasıl harabeye döner? Teori şu : Tabiki Kırık bir cam ile.. Nasıl yani demeyin, uzunca bir süre kırık kalan bir cam, belli bir süre sonra etraftakilerin üzerinde boşverme-umursamama etkisi yaratıyor.

Yani herhangi birşeye sinirlendinizi varsayın, daha önce sadece vurup kırma isteğini yaratan bu sinir harbini zihninizde sakladığınız durum, kırık bir camı olan bina içinde vuku bulduğunda _özel bir çaba sarfedip bu istediği bastırmadığınız sürece_ düşüncenizi hayata geçirmenizde büyük etken oluyor..

Biraz düşündüğümüzde doğruluk payı yüksek bir fikir akımı gibi geliyor değil mi? Yüksek ihtimal bu sebeple birçok kişi tarafından kabul görmüş, işlenmiş ve geliştirilmiş.

Güvenlik, Yönetim ve İdare gibi konularda bu teori ile yol almaya çalışanların başarılı olduğu örneklerle kanıtlanmış..

Öyle ki, son yıllarda büyük şirketlerin yaşadığı krizlerin nedenleri üzerinde konuşan yetkililer, ”Kırık bir camı herkes görebilir ama bu kırık cam diplerde biryerdeki bozulmaların ve kırıkların bir aynası olabilir, ancak erken uyarı şirketi iflastan kurtarır bu yüzden, felaket kapıya dayanmadan uyarı sinyallerini alabilecek mekanizmalar geliştirin..” derler..

Sizce bizler evrenin birer parçası olduğumuzu düşünüp, eksik yada yanlış yapılan her şeyde aynını yapma hakkını kendimizde görüp aynı düzensizliğe zincir oluşturmaya daha ne kadar devam edeceğiz ?

 

Bozulan Düzen..

Perşembe, Nisan 5th, 2007

Bilen bilir, fil gruplarının refah sorumluları dişi fillerdir. Öyle ki, yiyecek aramaya çıktıklarında yaklaşık 800 filden oluşan sürüyü ardına düşürür. Her tehlikeyi, her yolu, her geçidi bildiğinden tüm grup bilge dişi filin ardı sıra yol alır. Bu heybetli ve bir o kadar da sevimli hayvanların bizlere diğerlerinden birkaç adım daha yakın olduğunu, en azından sicillerinin insanoğlu konusunda temiz olduğunu inkar edemeyiz. Peki bu durumda bizlerin sicili konusunda ne söylemeli? Böyle buyrun, birkaç kelime ile yanıt verelim hoşnutsuzluk eşliğinde;

Kanada kıyılarında spor ve fok derisi niyetine çekiçler ile katliam yaptırıyor hükümet, bembeyaz kar üzerinde kıpkırmızı gölcüklerle katliam alanını terkeden kahramanlar (!) iyi bir halt yediğini zannedip birdaha ki yıl daha fazlasını hayal ederek yıkıyor elindeki kanı, bir iki mücevher (!) ve el oyuncağı için ağzındaki yeşillikleri yutmasını beklemeden vurdurup filleri parçalatıyor suratını usulsüz bu düzen, korucuları ardından koşturup kurşun yağmuruna tuttukları fillerin koca bedenlerini birkaç kiloluk diş uğruna devirip kaçıyor hepsi.. Bilmem ne tabakasının süsü için yüzdürüyor tabiat dengesinin derisini çığlık çığlığa..

Her düzen, her yaşam kaynağı insan kibrini tatmin etmek uğruna biz insanoğlu tarafından yok ediliyor. Sizce de ahlaksız zulümlerin bini bir para değil mi artık, korumasızlık lüks uğrunda kaybeden taraf olmuyor mu her defasında?

Farkında değiliz henüz ama varlığımıza son veriyoruz hepimiz. Olanlara sessiz kalmakla, umursamazlıkla, talep etmekle başlıyoruz yok etmeye. En hızlı büyüyen tüketicileri takdir ediyor, yanlarında yer kapmaya çalışıyoruz en açık haliyle.

Hayatı bizler bitiriyoruz, bunun farkına vardığımız o an devranın döndüğü ve yaşamın hakettiği şekilde cevap vermeye başladığı an olacak..