Nisan, 2007 Arşivi

Bana Peynirini Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim..

Cuma, Nisan 20th, 2007

Dünya genelinde 2 bin ile 4 bin arasında peynir çeşidi olduğu tahmin ediliyormuş bir internet sitesinin haberine göre. Ne yalan söyleyeyim peynirin bu kadar çeşide sahip olacağını geçirmezdim aklımın ucundan. Bir peynir sever olmama rağmen peynir kültürü gelişmemiş biri olarak da, şaşırmamam gerektiğini 190 küsür peynir çeşidi olan bir ülkede yaşıyor olmama bağlamam lazım herhalde..

Ama kabahat bende mi? Tabiki hayır.. Evvelden çeşit mi vardı sanki, İstanbul çocuğu olduğumuzdan annemiz babamız elimize 3 kuruş sıkıştırıp ”koş bakkaldan kalvaltılık-böreklik peynir al gel” derdi yalnızca..

Kaşar peynirini bile aklımızın erdiği ramazan aylarında sucuk kombinasyonu ile tanımıştık.

Sonra sonra eski kaşar çeşitlemesi ile arz olunduk ama o da pek uğramazdı bizim malikaneye.. ( Geçim derdi malum. ) Devir değişti şimdi, de biz geridelerdeyiz hala anladığım kadarı ile..

Şöyle ki, bizlerin yıllık peynir tüketimi birey başına 2-2,5 Kg iken Almanlar da 19, Fransızlar da ise 23 Kg imiş. ”Vallahi tebrikler..” diyeceğim de içim el vermiyor, çok ciddiyim.. Belli bunların tipinden zaten, sakın neresinden belli diye sormayın uzun iş anlatamam şimdi.

Hem izleyen-bilen bilir, hafta sonları e2 de yayınlanan Rachael Ray Show da avuç avuç peynirleri saçıp duruyor o güleç yüzlü kadın.. ”Eveeet, şimdi biraz permesan peyniri ilave ediyoruz ”, ” Mozzarella peyniri çok yakışır bu çorbaya..” şak şak şak.. diye hareretli hararetli anlatıyor ya vallahi ağzım açık kalıyor..

”Anaa o ne ki, nasıl birşeymiş baksana be, rengide bir değişik..” deyip kapanışı yapıyoruz ev halkı ile.. Bizimkiler de yapsa ya peynir kullanımını teşvik eden programlar. Misal _isimleri tuhaf olsada_ ” bu erişte kelle peynirsiz yenmez..”, ”kesme çorbasına şakak peyniri pek yakışır..” gibi şeyler duymaya ihtiyacımız vardır belki ülke olarak.

Belki bizde güleç insanlar oluruz herşeye rağmen ne malum..

Biliyorum bir peynirden çok şey bekliyorum ama elimdekileri tüketmeye başladım idare ediverin.

Yada şöyle yapalım; bana peynirinizin ne olduğunu söyleyin, size kim olduğunuzu söyleyeyim..

Doğallığın Stilize Evrimi..

Çarşamba, Nisan 11th, 2007

Yazılanlardan okuyoruz, gün geçtikçe çoğalıyor estetik sektörüne bağlı kurum ve kuruluşlar.

40 dakika da 900 gram yağ verdiren yöntemler mi dersiniz, bilmem kaç yaş genç görünmenizi sağlayan gerdirme operasyonları mı ?

Daha neler neler..

Anlaşıldığı üzere doğallığı stilize etme çalışmaları almış yürümüş bu piyasada..

Yahu iyi güzelde, nasıl iş bu? Kaza geçirdin de burnun mu kırıldı, doğuştan hayati tehlike arz eden yada yaşamını zorlaştıran fiziksel sorunun mu var ki kuyruk oluşturuyorsun cerrah kapısında..

Hiç anlamıyorum, hangi akıl vicut dengesini bozmak pahasına ayaklarının küçük görünmesini istediği için kestirir parmaklarını?

Düzene bak!..

Sosyete aynını yaptırmak için inci gibi diziliyormuş ya sıraya ondandır herhal, gözümüze sokuyorlar ya ekranda oralarını buralarını..

Acaba yaşlıların torunlarına güzel görünmek için bıçak altına yattığı fikri doğru mu? Yoksa biri, güzel bulduğu bir diğerine benzemek mi istiyor?

İkisi de olabilir ama bence en önemlisi, gençlerin kendini cinsel obje olarak görme yaşının gittikçe düşüyor olması.

Bunun ne demek olduğu konusunda bir fikri vardır herkesin umuyorum. Umuyorum çünki, yoksa bile olmalı bir fikrimiz zira işin içinde gençlerin kimliklerini cinsellikle kazanması var, ne acı..

Kaşıyla gözüyle uğraşan boşluktaki çaresiz (!) vatandaş narsizme yatırıyor varlığını, kendini ifade edecek kalıcı düşünce bulamayanlar göründükleri kadar varolduklarını zannediyorlar yalnızca..

Eğer toplum 30-40 yıl öncesinin heyecanla koşan gençlerine doğru karşılığı verebilseydi, bugün çerçevesini düzelmeye çalışan gençler çevresini düzeltiyor olacaktı..

Kırık Cam Teorisi Üzerine..

Salı, Nisan 10th, 2007

Amerika’ nın şehir merkezindeki bazı binaların iyi bazılarının harabe durumunda olmasının gerekçesini bulabilmek için bir kaç araştırma yapmış Amerikan hükümeti vaktin birinde. Bu araştırma sonunda ilginç bir tetiklemenin olduğu ortaya çıkmış. Sizce bir bina nasıl harabeye döner? Teori şu : Tabiki Kırık bir cam ile.. Nasıl yani demeyin, uzunca bir süre kırık kalan bir cam, belli bir süre sonra etraftakilerin üzerinde boşverme-umursamama etkisi yaratıyor.

Yani herhangi birşeye sinirlendinizi varsayın, daha önce sadece vurup kırma isteğini yaratan bu sinir harbini zihninizde sakladığınız durum, kırık bir camı olan bina içinde vuku bulduğunda _özel bir çaba sarfedip bu istediği bastırmadığınız sürece_ düşüncenizi hayata geçirmenizde büyük etken oluyor..

Biraz düşündüğümüzde doğruluk payı yüksek bir fikir akımı gibi geliyor değil mi? Yüksek ihtimal bu sebeple birçok kişi tarafından kabul görmüş, işlenmiş ve geliştirilmiş.

Güvenlik, Yönetim ve İdare gibi konularda bu teori ile yol almaya çalışanların başarılı olduğu örneklerle kanıtlanmış..

Öyle ki, son yıllarda büyük şirketlerin yaşadığı krizlerin nedenleri üzerinde konuşan yetkililer, ”Kırık bir camı herkes görebilir ama bu kırık cam diplerde biryerdeki bozulmaların ve kırıkların bir aynası olabilir, ancak erken uyarı şirketi iflastan kurtarır bu yüzden, felaket kapıya dayanmadan uyarı sinyallerini alabilecek mekanizmalar geliştirin..” derler..

Sizce bizler evrenin birer parçası olduğumuzu düşünüp, eksik yada yanlış yapılan her şeyde aynını yapma hakkını kendimizde görüp aynı düzensizliğe zincir oluşturmaya daha ne kadar devam edeceğiz ?

Bozulan Düzen..

Perşembe, Nisan 5th, 2007

Bilen bilir, fil gruplarının refah sorumluları dişi fillerdir. Öyle ki, yiyecek aramaya çıktıklarında yaklaşık 800 filden oluşan sürüyü ardına düşürür. Her tehlikeyi, her yolu, her geçidi bildiğinden tüm grup bilge dişi filin ardı sıra yol alır. Bu heybetli ve bir o kadar da sevimli hayvanların bizlere diğerlerinden birkaç adım daha yakın olduğunu, en azından sicillerinin insanoğlu konusunda temiz olduğunu inkar edemeyiz. Peki bu durumda bizlerin sicili konusunda ne söylemeli? Böyle buyrun, birkaç kelime ile yanıt verelim hoşnutsuzluk eşliğinde;

Kanada kıyılarında spor ve fok derisi niyetine çekiçler ile katliam yaptırıyor hükümet, bembeyaz kar üzerinde kıpkırmızı gölcüklerle katliam alanını terkeden kahramanlar (!) iyi bir halt yediğini zannedip birdaha ki yıl daha fazlasını hayal ederek yıkıyor elindeki kanı, bir iki mücevher (!) ve el oyuncağı için ağzındaki yeşillikleri yutmasını beklemeden vurdurup filleri parçalatıyor suratını usulsüz bu düzen, korucuları ardından koşturup kurşun yağmuruna tuttukları fillerin koca bedenlerini birkaç kiloluk diş uğruna devirip kaçıyor hepsi.. Bilmem ne tabakasının süsü için yüzdürüyor tabiat dengesinin derisini çığlık çığlığa..

Her düzen, her yaşam kaynağı insan kibrini tatmin etmek uğruna biz insanoğlu tarafından yok ediliyor. Sizce de ahlaksız zulümlerin bini bir para değil mi artık, korumasızlık lüks uğrunda kaybeden taraf olmuyor mu her defasında?

Farkında değiliz henüz ama varlığımıza son veriyoruz hepimiz. Olanlara sessiz kalmakla, umursamazlıkla, talep etmekle başlıyoruz yok etmeye. En hızlı büyüyen tüketicileri takdir ediyor, yanlarında yer kapmaya çalışıyoruz en açık haliyle.

Hayatı bizler bitiriyoruz, bunun farkına vardığımız o an devranın döndüğü ve yaşamın hakettiği şekilde cevap vermeye başladığı an olacak..